13 Aralık 2007 Perşembe

ÇOCUKLARI KÜÇÜK KURŞUNLARLA MI VURURLAR ANNE ?

Büyümek istemiyorum anne
hedef seçmektense hedef olmayı kursunlara
vurmaktansa vurulmayi seçiyorum .
Doğdum ve irkildim büyüklügü karşısında dünyanın
Gördüm ve şaşırdım açgözlülüğüne insanların.
İnsan insanın düşmanı mıdır?
Kim kırar gönülleri, korkmaz mı ve bilmez mi insan bir gönül kıran onmayacaktır
ve vurduğu silah er geç dönecektir kendine
Ve insan vurdugu kadar vurulur bilmez mi?
Nedameti olmayana merhamet değil lanet edilir ancak
Çocukları anne küçük kurşunlarla mı vururlar
Oysa çocuk merhamet demektir biraz
İnanmaktır bir uçurtmanın değerli olduğuna bir füzeden.
Bütün bilyalarımı versem, resimlerimi, topacımı
Yetmez mi anne yok etmeye yeryüzünden bütün silahları
Bütün oyunlarda ebe olmaya razıyım yeter ki bölmesin bir bomba rüyalarımı.
Madem savaş en çok bir çocuğun annesiz ya da babasız olması demektir,
ebelenmek ve bir daha oyuna girememektir madem
yakıyorum tahta atımı ve tabancamı.
Oyunlarda ne askerim bundan sonra ne de pilot
Söz, kullanmayacağım bundan sonra sapanımı.
Sığınaklara gitmek istemiyorum anne.
oynamak istemiyorum sonunda ‘elma dersem çık’ olmayan hiçbir saklambacı.
Çocukları küçük kursunlarla mı vururlar anne
Akar mı onların da kanları?

“Ne çok yorulduk büyümekten
soluklanalım biraz.”

Muhammed Varol Öztürk

Kalbin Kadar Özgür Ol Kalbim Kadar Tedirgin


Dostum
sessiz adımlarla geç sokakları
hiçbir çocuk irkilmesin uykusunda
aşk ile yürüyenin vedası olmaz bilesin
bilesin terk ettikleri yoktur sevmeyi bilenin
içinde taşı sevdiğini, dostunu
yaşanmışlıklarını al, kaybettiğin savaşları
gözyaşlarını, kurutulmuş çiçekleri
kurduğun hayalleri al, gördüğün düşleri
kalırsa derin bir ürperti kalsın senden geriye
umut kalsın, vefa kalsın
bir de pembe gülüşler yüzlerinde çocukların
Dostum
bir ince iştir yaşamak dediğin
hayat seni mevsimlerle sınar önce
sevdiğin çiçeklerle
bir yılan gibi dolanır ayaklarına
bir diken gibi batar, kanatır
yaşanır yine de
yine de sana yürümek düşer
çünkü yol olur yeryüzü yürümeyi bilene
yeter ki vakur duruşun olsun
özlemli yürüyüşün
yürümek kavlin olsun, ahdin olsun
vefan olsun yürümek
vur kendini yollara ki imdada sesin olsun
dara uzansın elin, zora dayansın bileğin
olur da sürçerse ayağın
yüreğinde taşıdıklarına bak önce
sıyrıl bütün yüklerinden
kalbin kadar özgür ol
kalbim kadar tedirgin

Muhammed Varol Öztürk

İnadına Yaşayacağız ve Seveceğiz İnadına....


Biz yaşayacağız ve siz çıldıracaksınız
bayım.
Her bahar yeniden uç vereceğiz,
büyüyeceğiz yaprak yaprak.
Taze hayat kokacak ellerimiz, buram buram bahar kokacak.
Biz umuduz bayım!
Düştüğümüz yerden bir can olup kalkacağız.
Yürüyeceğiz, çıplak ayaklarımız titretecek kalplerinizi.
Beyninizde zonklayan bir türkü olacağız,
bizi söyleyecek esen rüzgâr, uçan kuşlar.
Karanlıklarınıza yıldız olup düşeceğiz,
akkor alevleri dost yüreklerin eritecek demirden zemherileri.
Bileceksiniz bayım!
Vuslatlar unutturur ayrılıkları
en çocuksu aşklar beş çeker kininize.
Biz yaşayacağız
çünkü bizden sorulacak yeryüzü
ve siz bizden sorulacaksınız bayım!
Göreceksiniz,
Doğan her güneşle biraz daha büyüyecek sevdamız
güller bizi açacak, bülbüller bizi söyleyecek
sonunda bütün dillerde bizimle tanımlanacak sevda dediğin.
Kendi nefretiniz içinde kahrolacaksınız bayım!
Son satırına kadar yaşayacağız hayatı.
Yıkık bir gönül, kırık bir kalp kalmayacak bizden geriye.
Yırtılmış resimlere, yakılmış mektuplara satılmış bütün aşklara inat
racon kesmeden, bıyık bükmeden seveceğiz bayım, hem de ölesiye.
Kendi yalnızlığı ile dans eden bir akrep olacaksınız
sizinle kapanacak perde
ve yıkılacaksınız kuyruğunuz üstüne.

Muhammed Varol ÖZTÜRK

SEVME BENİ


Bütün oyunlarından kovuldum.

Hayatta kendi rollerim için bir figüran bile olamadım.

Yeryüzünden payıma bir şey düşmedi

ve sığamadım hiçbir mekâna.

Evsiz, yurtsuz, mekânsızım ben.

Zamansızım

yaşamak için geç,

ölmek için erken doğmuş biri.

Hiçbir dilden merhamet

hiçbir gönülden şefkat görmedim.

Korkağım.

Beni seversen

sevilmekten korkarım

seni seversem sevmekten.

Tutun(a)mamış biriyim

bağlanmaktan korkarım.

Bütün umutlarımı ölüme verdim

seni seversem utanırım yaşamaktan.

Bir sokak kedisi gibiyim;

ıslak, kirli, tekinsiz

kendine tutsak biri

netameli ellerine yakışmaz ellerim.

Birine gam diğerine tütün sinmiştir ciğerimin

sana verecek kalbim yok

trajik bir hikâyede haczedilmiştir yüreğim.

Ellerin değse elime yaşanmışlığın acısı bulaşır, yanar ellerim.

Ağlamak yorar seni beni taşımak yorar.

Sadece sevmek yetmez sana.

Olur da çeker giderim gecenin bir yarısında

en olmadık zamanda yalnızlık da yorar.

Sakın sevme beni...


Muhammed Varol ÖZTÜRK

12 Aralık 2007 Çarşamba

Hüznüne Sevda


Ben hayata yaşamaktan kaçarken tutuldum Sevgili.
Bir intihara koşar gibi kabullendim hayatı.
İnadına ve isyanla yaşadım,
ölümler çağırmaktan kısıldı sesim, beter oldum.
Yaşadım.
Kapanmış bir yarayı dürteler gibi yaşadım.
Tutup yine de sevmişsem seni, intiharım olan yaşamakta
aşkın panzehirinin olmayışındandır.
Benim hayatım kaybedişler üzerine kurulmuştur Sevgili.
Eni sonu malum bir cinayetin masum ve meçhul bir maktulüyüm ben.
Ben seni yaraya tuz basar gibi, bütün vuslatları yıkarak sevdim.
Ben seni sadece sevdim.
Dedim sana.
Aşk gibi hüznün de sebebi yoktur Sevgili, tutamağı vardır sadece.
Yokolmuş zamanlar ve imkânsız mekânlar gibidir benim sevgim.
Ben şehirleri, nemli bodrum katlarının kaldırım hizası pencerelerinden tanıdım.
Bu yüzden büyük umutlarım olmadı benim.
Biliyorum
Senin gülüşün benim baharımdır.
Ne ki bodrum katlarının kör odalarında aslolan hüzündür Sevgili.
Ben seni hüznüne sevdim Sevgili, ben seni sadece sevdim.
Biliyorum
Senin gülüşün benim baharımdır.
Oysa benim adım gurbetlere yazılmış, yüreğime hüzün düşürülmüştür.
Eylül yorgunu saçlarımla en güzel hüzünleri ben yaşarım.
Ben seni gerekçesiz ve neticesiz sevdim.
Ve nasıl sevmişsem seni böyle dolu dizgin, ulu orta, öylece hüzne belenmişim işte.
Bazı acılar vardır, tütün gibi işler adamın yüreğine,
aşk gibi, yaşamak gibi.
Sevgili, sevmişsem seni ve yaşıyorsam hâlâ tütün çekiyorsam gecenin bir vakti,
demli bir hüzne çatmışım belle.
Dedim sanaaşk gibi hüznün de sebebi yoktur Sevgili, tutamağı vardır sadece.


Muhammed Varol Öztürk

SEN YOKSAN KİMSE YOKTUR


Herşey ilk adımla başlar.
Dönüp dönüp bakma ardına,
Çünkü senin yürümediğin yoldan yürümez hiç imse.
Ve yürümüşsen birkez menzil de sana yürüyecek göreceksin.
Yol vardır derde salar, yol vardır müptezel kılar.
Kitap'tan çıkıp Kitap'a ulaşmıyorsa yol dediğin, salla gitsin.
Kitap'a yolcu olmayan yolcu olamaz aşka.
Yürüyeceksin, aşkı bileceksin, sonra kendini, yol olacaksın sonra.
Gözlerini koru, dilinle susup yüreğinle konuşabildiğin gün
ihtiyacın olmayacak kelimelere
bir çift söz olacak iki damla göz yaşın
kayacak açılmış avuçlarına üçüncüsünü kendine saklayacaksın
hayat seni gözlerinden tanıyacak.
Ama şimdi konuş.
Sen susarsan ancak sövgüler çoğaltır bu adamlar.
Sen konuşmazsan kulaklar işitmez, yürekler sarsılmaz.
Sen eğilip su vermezsen bir çiçeğe eğer
yanar kavrulur yeryüzünün tüm yeşili.
Sen öpmüşsen bir gülü yanağından, solmaktan utanır.
Sen okşamazsan, hiç kimse okşamaz hiçbir yetimi.
Ucuz kahramanlıkları geç, yalakalıklara eyvallah etme.
Bil ki en büyük kavgaya kendiyle tutuşur insan
ve sen savaşmazsan savaşmaz, savaşamaz hiç kimse.
Sil bütün isimleri, zincirleri kır.
Bil, bazı savaşların kahramanı yoktur.
Kendini bil, adını unut, yüreğini koru.
Meydana gel, meydana dur.
Unutma, sen yoksan kimse yoktur!

Muhammed Varol Öztürk

YAK GİTSİN

Gümüş renkli sabahlara uyandığında ince bir hasret uçuşmuyorsa gözlerinde,
bu benimdir diye balabileceğin bir yüz yoksa aynalarda,
ayaklarından cesaret, yüreğinden merhamet akmıyorsa yollara
ve ne olmuşsa bir şekilde bir yerlerinde hayatın
yaşadım dediğin ne varsa unut gitsin,
sen bir kalbe sığamazken sığmayacaksa dünya sana,
sat gitsin benim dediğin ne varsa!
Her yenilenişte eksiliyorsa adres defterinde isimler
o defteri yırt gitsin!
Yık gitsin, yaptığın her kapı kapanıyorsa yüzüne,
sırıtkan bir duruşun olsun şehrin karşısında
unutma Ebu Zer'i, Selman'ı, Bilal'i ve Umeyr'i.
unutma, hiçbir şehrin paçalar sıvanmadan geçilmeyeceğini
varsın kopuğun biri desinler sana,
varsın vaadkar bulmasın seni yarınlarına leylalar.
şehri kanalizasyonlara
Leyla'yı kendi yanlızlığına göm gitsin!
Aşklarını satarak, yeminlerini yiyerek büyüyenlerce kovulup dokuz köyden,
sana Taif olmayacak onuncuya itildiysen,
aşka ihanet etmeyen Neron'un hatrına
onuncu köyü yak gitsin!


Muhammed Varol Öztürk